Türk tasarımlarını Londra’da tüm dünyayla buluşturan ‘Barrus London’ markasının Kurucusu Neslişah Yılmaz, bugünün ve geleceğin moda anlayışında sürdürülebilirliğin bir tercih değil; zorunluluk olduğunu belirtiyor. Yılmaz, özellikle Z kuşağının sadece güzel tasarım aramadığını; anlam, teknoloji ve etik duruş beklediğini ifade ediyor. Neslişah Yılmaz, geleceğin modası ve yapay zekanın sektöre etkilerini BrandCorn’la paylaştı.
- Barrus London’ın uluslararası yolculuğu nasıl başladı?
Barrus’un uluslararası yolculuğu, Türkiye ve Mezopotamya topraklarından beslenen çok katmanlı bir kültürel mirasla başladı. Bu coğrafyanın tarihsel derinliği, sembolleri ve zanaat geleneği markanın DNA’sını oluşturuyor. Ancak Barrus’un global bir kimlik kazanması, Londra’ya taşınmamla birlikte gerçekleşti. Londra; yaratıcılığın, çok kültürlülüğün ve disiplinli rekabetin merkezi. Benim için gerçek kırılma noktası, Barrus’un yerel bir anlatıdan çıkıp evrensel bir lüks diline dönüşmeye başlaması ve bu hikâyenin uluslararası moda çevreleri tarafından karşılık bulmasıydı.
- Moda sektörü köklü bir dönüşümden geçiyor. Barrus London bu değişime nasıl uyum sağlıyor?
Z kuşağı artık sadece güzel tasarım değil; anlam, teknoloji ve etik duruş bekliyor. Barrus London olarak biz bu dönüşümü çok erken okuduk. Nanoteknoloji altyapılı kumaşlar, mikro kapsül aromaterapi uygulamaları, fonksiyonel ama duygusal ürünler geliştiriyoruz. Yapay zekâyı ise tasarım sürecinde bir “yaratıcı asistan” gibi kullanıyoruz; veriyle beslenen ama sezgisel tarafını kaybetmeyen bir yaklaşım benimsiyoruz. Kısacası teknoloji bizim için bir tehdit değil, hikâye anlatımını güçlendiren bir araç.
- Barrus’un 2026 ajandasında neler var?
2026 Barrus için ölçeklenme yılı. Yeni koleksiyonlarda Anadolu ve antik medeniyetlerden ilham alan temalar ön planda olacak. Bunun yanında aromaterapi-infused aksesuarları ev tekstiline taşıdığımız projeler, global iş birlikleri ve seçili pazarlarda daha güçlü perakende adımları var. Önceliğimiz; Barrus’u kreatif gücünü kaybetmeden sürdürülebilir ve ticari olarak güçlü bir global marka haline getirmek.
- Modanın geleceğini nasıl okuyorsunuz?
Gelecekte moda daha regüle, daha şeffaf ve daha teknolojik olacak. Sürdürülebilirlik artık bir tercih değil zorunluluk. Satış kanalları fiziksel ve dijital arasında daha hibrit bir yapıya evrilecek. Markalar sadece ürün değil; deneyim, topluluk ve değer satacak. Ayakta kalanlar; hızlı değil, anlamlı ve akıllı büyüyenler olacak.
- Türkiye’de kadın stilini nasıl tanımlarsınız?
Türk kadınları stil konusunda çok güçlü bir sezgiye sahip; feminenliği, zarafeti ve iddiayı aynı anda taşıyabiliyorlar. En iyi yaptıkları şey; şıklığı gündelik hayata adapte etmek. Daha cesur olunabilecek alan ise kişisel imza yaratmak. Trendleri takip etmek yerine, onları dönüştürmek Türk kadını stilini çok daha özgün bir noktaya taşıyabilir.
- Barrus London, London Fashion Week’te yer alan tek Türk markasıydı. Bu deneyim sizin için ne ifade ediyordu?
Bu benim için hem kişisel hem de kolektif bir gururdu. Türkiye’den çıkan bir markanın, Londra gibi bir merkezde bu ölçekte temsil edilmesi çok kıymetliydi. Kraliyet ailesi mensupları ve global influencer’ların podyumda yer alması, Barrus’un evrensel bir dili olduğunu gösterdi. İlgi çok netti: insanlar tasarımın arkasındaki hikâyeyi, teknolojiyi ve duyguyu merak etti. Bu da doğru yolda olduğumuzu teyit etti.
- Bugün kendinizi bir tasarımcı olarak nerede görüyorsunuz?
Bugün kendimi; tasarımcı kimliğinin ötesinde, yaratıcı vizyonu olan bir marka kurucusu olarak görüyorum. Yolculuğun sonunda ulaşmak istediğim nokta; Barrus’un ikonik tasarımlarıyla tanınan, teknolojiyi estetikle birleştiren ve global ölçekte kalıcı bir değer yaratan bir marka olması. Hem yaratıcı hem de ticari anlamda dengeyi kurmuş bir yapı hedefliyorum.


